21 Tem Çıkmazın Kaleminde Son Yazı ya da Bir Mola Zamanı
Bir şey başlıyorsa bitmeye de mahkûmdur. Ama bazı şeyler sadece biçim değiştirir.
17 Ocak 2020’ydi. Başladım.
Bir şeyin içime düştüğünü hissettim, yazdım.
İlk yazı.
Sonra bir daha, bir daha, bir daha.
Şimdi elimde 98 yazı var.
Ne hissettimse onu yazdım:
Kimi bir araba camından içeri süzüldü, yol kenarında bir ağaç gibi durdu;
kimi gece yarısı uykudan kaldırdı, rüyayla gerçeğin arasında dolaştırdı beni;
kimi ise yıllarca içimde bekledi, demini aldı, zamanı geldiğinde kelime oldu.
Ve ben hâlâ ömür boyu talebeyim ve içimdeki yankıların peşindeyim.
Şimdilik kısa bir ara…
Ayna Adam sordu bugün:
“Nereye böyle, kalemini masada bırakıp gidiyorsun ha?“
“Yok be Ayna’m” dedim,
“kalemi bırakmıyorum, sadece paylaştıklarımı biraz susturuyorum. Okunmakla okunmamak arasında bir yerdeyim. Belki de sadece dinleniyorum.”
Paylaşmak…
Yazarken düşündüğüm şey bu muydu hep?
Birilerine ulaşmak mıydı asıl muradım, yoksa içimde kabaranı yatıştırmak mıydı kelimelerle?
Paylaştıklarımı okunması için mi yazıyordum, yoksa paylaştığımda siz mi kendi sesinizi duyuyordunuz içinde?
Belki de ikisi birden.
Belki de hiçbir zaman bilemeyeceğim.
Ama Özdemir Asaf’ın dediği gibi:
Ağladığımı gör diye ağlamıyorum, ağladığım için ağladığımı görüyorsun.
İşte bu yüzden, bazen anlatmakla anlaşılmak arasındaki o ince çizgide salınan yazılar çıktı ortaya.
Buradan Özdemir Asaf’a selam olsun — çünkü bir söz, bir şiir bu kadar her yere bu kadar yakışabilir.
İtiraf edeyim: hem vermek istedim, hem almak.
Hem susmak, hem anlatmak.
Ama şimdi…
Tüm dünya tatildeyken, ben de biraz sessizliğe çekiliyorum.
Düşünmemeye değil.
Yazmamaya, hissetmemeye değil.
Sadece “yayınla” tuşuna biraz mesafe.
Hatırlıyor musunuz…
“Alturizm” yazımda demiştim:
“İnsan bazen bir başkasının yarasını taşıyabilmeli… Ama önce kendi acını sar, sonra uzat elini.”
Şimdi biraz kendime el uzatma zamanı.
“Bas Gibiyim” demiştim:
“Baş olmak başa bela, ama taşıdığın yük değil bazen; o yükün nereye ait olduğu.”
Şimdi kendi yükümle biraz baş başa kalma zamanı.
“Mutlu musun?” diye sormuştum:
“Mutlu musun?”
Bu soruyu kendime yeniden, başka bir sessizlikte sormak istiyorum.
Bu bir veda değil.
Bir son hiç değil.
Bu yazı, bu “Çıkmaz” sadece başka bir sokağa sapıyor.
Belki blogun formatını değiştiririm.
Belki eski yazılara yeniden dönerim.
Belki yeni şeyler denerim.
Ya da sadece “belki” de kalırım.
Ayna Adam yeniden söze giriyor:
“Yazmasan da döner dünya, ama sen yazınca biraz daha içten döner gibi oluyor sanki.”
Gülümsüyorum.
“Belki de,” diyorum.
“Ama bazen, kelimeleri dinlendirmek gerek. Onlar da yorgun düşer bazen, tıpkı biz gibi.”
Şimdi biraz sessizlik.
Yol bize gözükür.
Çıkıyoruz yine yoldan.
Bakalım neyle karşılaşacağız.
No Comments