15 May Mutlu musun?
Bir soru, bir yankı, belki de bir iç hesaplaşma.
Bir sabah sorusu bu.
Belki de gece üç.
Belki yeni uyanmışsın, ya da uykunun tam orta yerinde sormuş biri:
Mutlu musun?
Ayna Adam başını kaldırdı, pencerenin dışında devrilen gölgeleri izledi.
“Mutlu muyuz?” diye düzeltti.
Çünkü kimse kendi başına mutluluğu taşıyamaz. Taşısa da eksik olur.
Hani bazen gülersin, ama o gülüşte kimse yoktur ya…
İşte o.
Mutluluğun Kadraj Dışı Hâli
Mutluluk, çoğu zaman bir fotoğrafın arka planında unuttuğumuz kişi gibidir.
Kadrajın dışında kalmış, ama tüm duyguyu taşıyan.
Ya da bir şarkının içinde sadece bir nota.
Eksilirse, bütün melodi dağılır.
Çocukken mutluluk daha kolaydı.
Bir taş bulurduk, düzse sektirirdik denize, yuvarlaksa cebe atardık.
Mutluyduk.
Çünkü her şey oyundu.
Şimdi büyüdük, ama oynayamıyoruz.
Soğuyan Kahveler, Gönderilmeyen Mesajlar
Kahveler soğuyor bazen.
Bir mesaj yazılıyor, ama gönderilmiyor.
Bir cümle geliyor akla, ama söylenmiyor.
Ve her biri, bir küçük ihtimalin yasını tutuyor içimizde.
“Belki de mutluluk”, dedi Ayna Adam,
“yaşanmamış ihtimalleri affetmektir.”
Olmadı, olmadı, olmadı…
Ama bak, buradayız.
Zamanın Taşıdığı Yükler
Zaman geçiyor.
Ve her geçen zaman, insanın sırtına yeni bir anlam çuvalı yüklüyor.
“Başarmalısın.”
“Yetmelisin.”
“O mutlu, sen neden değilsin?”
Kendi omzuna kendi yükünü koyuyorsun.
Sonra bir gün bir rüzgar çıkıyor, hepsi uçuyor.
Ve sen kalıyorsun, olduğu gibi:
Eksik, ama gerçek.
Mutluluğun Gerçek Biçimi
Mutlu musun?
Cevap belki bir kelime değil, bir duruş.
Bir sesin titremesi.
Bir elin uzanması.
Bir sessizlikte kaybolmama çabası.
Belki de mutluluk, bir gülüşün içinde kaybolmaktır.
Ya da biri “Nasılsın?” dediğinde, yalan söylememek.
Bazen sadece devam edebilmektir, gün doğmadan.
Ne Üzerine, Ne De Üzerine Değil
Mutluluk neyin üzerine olduğu kadar,
neyin üzerine olmadığıyla da şekillenir.
O, bir sonucun meyvesi değildir.
Bir eylemin ardından gelen madalya değil.
Çoğu zaman, hiçbir şey başarmamış olmanın bile kendince bir değer taşıdığı yerlerde ortaya çıkar.
Yorgun olduğunda durabilmektir.
Güçlü görünmek zorunda kalmadığın bir omuza yaslanabilmektir.
Ve evet, hiçbir yere varmadan yürüyebilmektir bazen…
Varmanın değil, yolda olmanın farkındalığıyla.
Eksik Kalmaya Rağmen…
Mutluluk şunun üzerine değildir:
Eksiksiz olma arayışı.
Çünkü eksik kalacağız.
Her zaman bir yerlerde bir “keşke” asılı kalacak.
Bir söz geç söylenecek, bir kapı zamanında çalınamayacak.
Ama belki de mutluluk, eksikleriyle kabul ettiğin bir sen’dir.
Mutluluk başkalarının gözüyle baktığında silikleşir.
Kendi gözünden bakmayı hatırladığında netleşir.
O yüzden, gülüşün samimiyse…
Sessizliğin huzursa…
Ve içinde durup şöyle diyebiliyorsan:
“Bugünlük tamam,”
işte oradadır.
Ve Sonunda: Küçük Bir Tebessüm, Küçük Bir Soru
Her şeyin yolunda olması gerekmez.
Bazen sadece nefes almak yeter.
Ve bazı sabahlar sadece uyanmak bir mucizedir.
Belki de mutluluk, bir fincan çayın buharında saklıdır hâlâ.
Sen en son ne zaman kokladın buharını, hiç fark ettin mi?
Yani…
Bugün sırf kendin olduğun için gülümsedin mi hiç?
No Comments