17 May Bas Gibiyim
Varlığı Duyulmayanların Sessiz Senfonisi
Bas gibiyim, varlığım anlaşılmıyor olabilir ama yokluğum anında hissedilir.
Aslında bu yazı yoktu aklımda, ama İbrahim Maalouf konserinde bas gitarın tınıları arasında bu cümle çıktı ağzımdan ve de paylaşmaya hazır yazımı demlenmeye bıraktırıp sahne aldı.
Bir an sustu tüm ezgiler,
Sanki salonun kalbi durdu.
İçimde bir nota titreşti
görülmeyen ama hissedilen,
İşte o anda yazı kendini yazmaya karar verdi.
Her şeyin başladığı yer bu cümle. Bir enstrümanın sesi gibi hayatta bazı insanlar da, kendilerini fazla belli etmeden var olur.
Sessizdirler.
Gölgede kalmayı seçmezler ama ışık da onların üstüne düşmez nedense.
Ortalık gürültülüyken fark edilmezler.
Ama bir gün, içlerinden çekiliverirler hayatın orkestralarından — o zaman başlar tınısızlık, eksiklik ve bir şeylerin yerli yerinde olmaması.
Ayna Adam, düşüncelerin loş bir köşesinden bana bakıyor:
Birinin yokluğuyla tamamlanıyorsa bir sessizlik, o kişi aslında en yüksek sesti.
Sonra sustu. Çünkü bazı cümlelerin ardından sadece susulur.
Bas…
Müziğin en derin sesi.
Duyulmaktan çok hissedilir.
Göğsümüzde yankılanır.
Ayakta tutar melodiyi ama kimse ona teşekkür etmez.
Sadece bir gün sustuğunda, herkes eksikliği fark eder.
Tıpkı bir dost gibi…
bir baba gibi…
bir anne sessizliği gibi…
ya da sadece hep orada olan bir ‘sen’ gibi.
Varlığın anlaşılmıyor belki. Çünkü insanın alıştığı şeyi fark etmesi zordur.
Gün doğar ve insanlar güneşi selamlamadan başlar günlerine.
Oysa güneş olmasa, dünya donar.
Sen de öylesin.
Sen, donmamış bir hayatın sıcaklığını içten içe taşıyan bir varlıksın.
Hayat, çoğu zaman yüksek seslilere sahne açar. Ama gerçek derinlik hep dip seslerdedir.
Şairin dediği gibi:
Bir ses ki, suskunluktan geliyor.
Bazen insanların en güçlü yönü, varlıklarını sessizlikle sürdürmeleridir.
Göz önünde olmamak, görünmez olmakla karıştırılır.
Ama görünmezlik bir lanet değildir her zaman. Bazen bir lütuftur.
Çünkü sen sustuğunda, dünya susmayı öğrenir.
Sen gittiğinde, insanlar konuşmayı bırakır.
Ve işte tam o anda, varlığın bütün ihtişamıyla yankılanır.
Ayna Adam tekrar beliriyor, sesi bu kez neredeyse bir fısıltı:
Sen kendini müziğin dışı sanıyorsun, oysa herkes senin ritminde dans ediyor.
Ve şimdi sana soruyorum:
Hiç düşündün mü, birinin eksikliğiyle tamamlanan şey ne kadar gerçek, ne kadar kalıcıdır?
Belki de mesele, duyulmak değil.
Hissedilmek.
Bazı insanlar tıpkı bas gibidir.
Varlığı gürültüde kaybolur.
Ama bir gün sustuğunda, herkesin içi titrer.
Çünkü en güçlü sesler, hep en derinlerden gelir.
Möhim Not 1:
Bunları yazarken, sadece benim iç ritmimde duyulabilen bir frekansta, Gürol Ağırbaş’ın “Bas Şarkılar” albümünden “O Ya Na Ne” çalıyordu.
Sanki satır aralarına süzülen bir gölgeydi müzik, Ne kulağıma değdi ne de dış dünyaya sızdı,
Ama içimde – en derinde – yankılandı usulca, Her kelimeye bir bas darbesi gibi eşlik ederek.
Möhim Not 2:
Möhim kelimesinin bendeki isim babası Can Kardeşim Murat ; seninde yaş değiştirme törenin kutlu olsun.
No Comments