Gitmek... - Anıl Şakrak
15985
post-template-default,single,single-post,postid-15985,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-9.1.3,wpb-js-composer js-comp-ver-4.11.2.1,vc_responsive

03 May Gitmek…

“Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey… Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. Böyle gidiyor işte. Bir yanımız “kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor. “Otur” diyen kazanıyor.

O yan kalabalık zira. İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu… En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler… Bir çocuk daha doğurmalar… Borçlara girmeler… İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirde gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki… Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında. Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin. “Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır; evet sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek…
Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek… Bütçe, zaman, keyif… Denk olsa. Gün içinde mesela… Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 09.00, akşam 18.00. Sonra başka mecburiyetler. Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar áşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun… İstemek de güzel.”

Bu haftaki yazıma bir alıntı ile başlamak istedim. Bende belki çoğunuz gibi bu yazı / şiirin Can Yücel’e ait olduğunu biliyordum. Maalesef yazıya koymaya karar verdiğimde araştırınca gördüm ki Pakize Suda’nın 2002 Nisanından Hürriyet Gazetesindeki köşesinde ve Ocak 2003’de basılan “Ağız Tadı ile Sevişemedik” adlı kitabındaki “Gitmek” adlı yazısıymış.
Bazen birçok doğru bildiklerimizi sorgulamamızda fayda var. Her okuduğumuza inanmamak gerekli, merak etmeli ve sorgulamalıyız.

Hepimizin aklında bir gitmek fikri vardır. Her bunaldığımız da “gideceğim buralardan” der dururuz.
Peki kolay mı o gitmeler? Bu gidişlerin dönüşü nasıl olur? Giden midir terk eden yoksa kalan mı? Bu eve hapis olduğumuz günlerde aklıma bir gitme fikri girdi ben de bunları sizle paylaşayım dedim.
Bu gitme fikri “geri dönüşü olan bir gitme” ise bu yazının konusu olmayacak. Geçen hafta Berkay kardeşim dönüşü olan bir gitme yazısı ile zaten beni ve tüm okuyanları şöyle güzel bir tatile çıkardı. Ben ise dönüşü olmayan, Kürkçü dünyanın, gemilerin hatta limanın bile yandığı bir gitmeden bahsedeceğim.
Böyle bir fikrim var da ondan mı yazıyorum. Bilmem, belki o beynimin karanlık kıvrımlarında vardır ama daha aydınlığa çıkmamıştır. Ama herkesin böyle bir gitme fikrine sahip olduğunu iddia etmiyorum ama derinlerde bir yerde bir kaçış veya vazgeçiş tohumunun var olduğunu düşünüyorum. Bazılarımız bunu yeşersin diye toprağa bazılarımız da saksıya ekeriz.
Gitmek nedir? Nasıl Gidilir? En zoru gitme nedir? Bu sorulara cevap bulamayacaksınız bu yazıda ama bahse girerim bir sürü sorular bulacaksınız kendi gitme isteklerinizle ilgili.
22 Nisan akşamından beri evdeyim. Çalışmıyorum diyemeyeceğim, çünkü internet bağlantısı ve bilgisayar sayesinde sayısız çevrimiçi toplantıya katıldım. Raporlar ve tablolar hazırladım. Bir ulaşım amaçlı bisiklet turu (yeni e-bisikletimi denemek için Bostanlı’dan Göztepe’ye gidip geldim) ve market alışverişi için çıkışları saymazsak, sadece balkona çıktım. Hatta balkon yaşam üzerine çeşitli foto-montajlar paylaştım instagramda.
Dedim ya evde oturmak bana yaramıyor, yok yere icat çıkarıyorum. Şimdi Burcu bunu okuduğunda “ne oluyor?” diye soracak, ailem merak edecek, Babam kız kardeşime “çaktırmadan sor” diyecek.
Merak etmeyin bir yere gittiğim yok en azından şimdilik ama “Bir Mühendisin Gündüz Düşleri” değil mi bu yazı dizisinin ana mottosu, bende evde oturup dururken, öyle bir gittim, ama dönüp geldim bunları yazdım. Hatta evde kaldığım sürede en çok vakit geçirdiğim balkonda kendimce gidişler yaptım.

En zor gidiş nedir?
Kendinden gitmektir en zoru; Herkes bazen yeniden başlamak ister, hani bilgisayarı kasınca yeniden başlatmak gibi kendinize de yeniden başlatmak istersiniz. Yeniden başlasaydım bu hataları yapmazdım, bu kararları alırdım / almazdım diye düşünürsünüz.
Holywood sineması bu paralel evren konularına çok önem verir. İlk aklıma gelen filmler “Sliding Doors” ya da “Family Man”. Tabi ki çabuk büyümek isteyen her çocuğun hayali olan Tom Hanks’in “Big” filmini de unutmadım.
Yeniden başlatma yani gitme isteğine sebep olan seçimlerimizdir. Eğer daha farklı seçimler yapsaydık yine yeniden başlatma isteklerimiz olacaktı ama muhtemelen başka yerler ve zamanlarında hayatımızın.
“Yaşarken yeniden doğsanız” bile yine o geçmiş seçimleri getiriyorsunuz yanınızda yeni yaşamınıza ama…
Ama yeniden başladığınızda aynı hataları yapmama hakkında sahipsiniz.
Hafta için The Core filmini seyrettim Netflix’den. Klasik bir felaket filmi idi. Ama filmden aldığım bir replik çok hoşuma gitti.
“Lider olmak yetenekle ilgili değildir, sorumlulukla ilgilidir. Sadece doğru kararlardan değil, yanlış olanlardan da sorumlusun ve boktan kararlar vermeye hazır olmalısın.”
Takımı bozamıyoruz yani gidip gelseniz de, yeniden başlasanız da sizi sizsiniz. Bunu tüm olarak kabul etmelisiniz.

Gitmelerden nerelere geldim yine. Gitme fikrini ben hep Ezginin Günlüğü’nün bir şarkısı dizesine benzetirim.

“Denizkızı girmiş düşünceme, Ben iflah olmam”

Sözleri Halim Şefik Güzelson’un “Balık Ağzı” şiirinden. Kaç yıldır dinler ve bu sözü kendimle özleştiririm ama ilk defa bunu yazarken öğrendim şiirin kime ait olduğunu. Bu arada Halim Şefik Beyin soyadı da harika : Güzelson.

Gitmelerin en güzel yanı varış değildir, yolun kendisidir aslında. Varacağınız yer yine kendiniz oluyorsunuz bu arada farklı bir şey aramayın.

Gitmelerden bahsedip Rina filminin son sahnesindeki Şarapçının efsane tiradını da eklemeden olmaz tabi ki;

“Gitmek cesaret ister ufaklık. Gideceğin yer neresi olursa olsun, sevdiklerinle arana mesafe girince, varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz. Vedalaşmakta zor iştir biliyo musun? Oturursun geminin kıçına. Bakarsın sevdiklerine gittikçe ufalırlar, ufalırlar kaybolurlar. O zaman anlarsın işte vedalaşmak asıl kalana değil gidene koyar. Yüz defa söyledim sana hüzünlü değilim mizacım böyle. Bak, şarabımla beraberim çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum. Şarabımdan ayrılmadan hem de, ben şarabımdan ayrılmıyorum, o da bana bunca gidene rağmen hala hayal kurdurtmaya devam ediyor. Ne olmuş yani büyük adam olamadıysa, hayallerimizi satmadık ya…”

#Balkondayasam üzerine bu evde kaldığım günlerde farklı foto-montajlar yaptım. Aynı sokağa bakarken ne hayal gördüklerimi biraz teknoloji desteği ile sizlerle Instagram’dan paylaştım. Buradan da paylaşayım dedim.
“Photofox” diye bir program kullanıyorum cep telefonumda, ücretsiz sürümünde bile başarılı. Tek yapmanız gereken ana fotoğraf üzerinde istemediğiniz yerleri silip arka plana istediğiniz fotoğrafı yerleştirmek. Sonrası hayal gücü.
Ne demiş Albert Baba;

“Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür. Hayal gücü ise her yere…”

Bu haftaki kitap önerim; Ayn Rand’ın 1957 yılında yayınladığı “Atlas Vazgeçti” adlı kitabı.
Türkçe’ye 3 Cilt olarak Sinan Çetin’inin Plato Yayınları tarafından yayınlanan efsane kitap. Çevirisi akıcı bir kitap.
2007 Yılında okumuştum. Hatta kitap ile ilginç bir anım var. Delhi uçuşumda kitabımı okurken Hintli bir adamla kitap sayesinde tanışmış ve yol boyunca kitap üzerine tartışmıştık.
2008 krizi sonrası 2009 yılında 500.000 adet satmış.
Who is John Galt?

Kitaplardan uyarlanan filmler birkaç istisna haricinde genelde başarılı olmaz. Rastlantı sonucu çok sevdiğim kitabın filminin çekildiğini duymuş ve heyecanla indirmiştim. Kitabı günümüze uyarlamışlar. Beklendiği gibi film kitabın çok gerisinde kalmış. Kitabı okumadan izlerseniz çok zevk almazsınız. Ama kitabı okuduğunuzda ise filmi izlemek size zevk verecektir. En azından bana çok zevk vermişti.

Ne kadar sürç-ü lisan ettikse af fola, haftaya görüşmek üzere, Eyvallah…

No Comments

Post A Comment