Genç bir mühendise öğütler - Anıl Şakrak
16374
post-template-default,single,single-post,postid-16374,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-9.1.3,wpb-js-composer js-comp-ver-4.11.2.1,vc_responsive

04 Eki Genç bir mühendise öğütler

20 yıllık bir mühendis olarak yaşadıklarımdan öğrendiklerim var. Sözün uçup yazının kaldığı bir dünyada, “Bir Mühendisin Gündüz Düşleri” tefrikasının bu sayısını, mühendis adaylarına ve genç mühendislere, belki fayda sağlar diye, bu zamana kadar deneyimlediklerime ayırdım.
Çok iyi bir mühendisim, en iyisi benim diye bir iddiam yok. Tıpkı yaşadıklarımın da en anlatılası olduğuna dair bir iddiam olmadığı gibi.

Kategorizasyonlara karşı olsam da 20 yılın sonunda bir mühendislik diplomasına sahip olanları 3 kategori sokmayı becerdim kendimce.
• Mühendislik eğitimi alıp diplomaya sahip olanlar
• Mühendislik yapanlar
• Mühendis Yaşayanlar
Birinci kategori, meslek hayatlarına atıldıktan sonra hiçbir zaman mühendislik konusunda çalışmamış olanlardan oluşuyor.
İkinci kategoride olanlar ise özel ya da kamuda, farklı seviye ve alanlarda mühendis olarak çalışanlardır.
Son kategoride olanlar ise mühendislik alanında çalışmalasalar bile mühendislik eğitiminde aldıkları analitik düşünceyi ve sorgulamayı hayatlarının her anında uygulayanlardan oluşmaktadır. Üçüncü kategoride olmak tatlı ve keyifli bir lanettir. Yani ben öyle düşünüyorum. Çünkü sunulan hiçbir şeyi direk kabul etmez, anlamaya çalışır, hatta parçalayıp tekrardan birleştirir ve sonunda sunanı da bezdiren kişilerdir. Bu kategoride olanların mesai saatleri ve çalışma alanları gibi kısıtlayıcıları (!) yoktur. Bu kişilerin bir mühendislik diplomasına sahip olmadığı durumlarda olabilir. Ben meslek hayatımda böyle diplomasız çok mühendis ile çalıştım ve onlardan çok şey öğrendim.

Ben kendimi hangi kategoriye sokuyorum, tahmin etmişsinizdir; mühendisliği her hücresinde yaşayanlardan. Çok yorucu bir yaşam tarzı, çok yoruyor adamı ve tabi ki çevresindekileri ama bir gün bile pişman olmadım ve gelecekte de olmayacağıma inancım sonsuz.

Bu arada 3 kategorinin birbirleri karşı bir üstünlükleri yok, sadece seçimler var. Tıpkı hayat gibi o da sonuçta yaptığımız seçimlerin sonucu değil mi?

Gelelim yaşadıklarımdan öğrendiklerime:

Dürüst olun, mümkün olduğunca.
Size hiç yalan söylemeyin demiyeceğim, çünkü o zaman yalan söylemiş olurum. Hafızanınız gücü kadar yalan söyleyin. Çünkü yalan söyleyenlerin hafızası güçlü olmalıdır. İş hayatında yalanlar söylemek zorunda kalacağınız zamanlar olacak. Bu yalanların sizde yarattığı vicdan azapları ile yaşamak zorundasınız. Her zaman doğru söylemeye çalışın, bunun sonuçları canınızı acıtsa bile ve zekanıza, hafızanıza ve vicdan azabına dayanma gücünüze güvenmiyorsanız yalan söylemeyin. Çünkü yalanların çok kötü bir özelliği vardır, er ya da geç bir gün ortaya çıkarlar.

İnsanlara güvenin ama…
Ben bütün ilişkilerime baştan güvenerek başlıyorum, zaten güvenmezsem çalışamam ki. Ama her an kazık yiyecekmiş gibi de kendimi hazırlıyorum. Farkındayım çok çelişkili ve problemli bir durum. Ama hayat bu, sadece iş hayatında değil özel hayatınızda bile kazıklar en beklemediğiniz yerden ve beklemediğiniz zamanda gelmez mi zaten.

Ünvan ve Mevki…
Maalesef Türkiye’deki sistemsel yapıda, birkaç firmayı göz önüne almazsak, uzmanlaşmak para kazandırmıyor. Bu nedenle yatay değil dikey ilerlemek ekonomik olarak daha kazançlı. Bu da yönetsel yetenekleri gelişmemiş bir çok yöneticinin var olmasını sağlıyor. İnsanla çalışmak, makinalarla çalışmaktan kat kat zordur. İş hayatıma ilk atıldığımda öğrendiğim şey;
“Yetki verilmez alınır, ünvan alınmaz verilir. “
Gerçekten de siz yetki alarak etki alanınızı güçlendirirseniz, ünvan gelir. Bazen çalıştığınız bölümde, bazen çalıştığınız şirkette bazen de başka şirkette.
Hiç bir zaman unutmayın:
En kurumsal şirkette bile : “Hak ettiğinizi değil, müzakere ettiğinizi alırsınız.”  Tecrübe ile sabittir.

Öğrenme Arzusu ve Bilgi Saklama
Maalesef çalışma hayatını üniversitelerde güzel anlatamıyoruz. Çoğu mühendislik öğrencisi stajlarını naylon yaptığından ya da staj yaptığı firma onları fotokopi elemanı olarak çalıştırdığından olsa gerek, mezuniyet sonrası, bir diplomada çalışmaya başladığınız yerden almanız gerekiyor. Sanırım bende öyle yaptım; Tofaş’tan lisans, Tirsan Kardan’dan yüksek lisans ve Mubea’dan da doktora diplomamı aldım. Şimdi Accell Bisiklet’te post doktora çalışmalarım devam ediyor. Hala öğreneceğim o kadar çok şey var ki. Bu beni korkuttuğundan daha çok eğlendiriyor.
Öğrenmekten asla vazgeçmeyin. Öğrendiklerinizi de sürekli uygulayın yani cümle içinde kullanın hatta başkalarına öğretin. En güzel pekiştirme başkasına öğrettiğiniz zaman oluyor.

Bu çağda bilgiyi saklayamazsınız. Ayrıca bir işi sadece sizin yapabiliyor olmanız sizi vazgeçilmez yapmaz, risk yapar, ve kariyer adımlarınızı da bloklayabilir.
Bu konuda Cem Boyner’in çalışanları ile paylaştığı çok güzel bir hikaye var. Internette aratsanız hemen bulursunuz. Eğer sizinle beraber çalışanları ya da ilerleyen dönemlerde astlarınızı eğitmeseniz, (xxx)’i tutarsınız.

Yazılı ve Yazılı Olmayan Kurallar
Şirketlerde çalışma hayatına ilişkin yazılı prosedürler vardır. Kalite sistemi bunu zorunlu kılar. Ama her şirketin yazılı olmayan kuralları da vardır, ne kadar onları yazılı hale getirmeye çalışsanız da beceremezsiniz, bazen istenmez de bunların yazılı olması. Şirket Kültürü diye havalı bir isim bile konulabiliyor bunlara. En kurumsal şirkette bile bu yazılı olmayan kurallar var.
Yazılı olsun, yazılı olmayan olsun tüm kuralları çok iyi öğrenin. Eğer kuralları bilirseniz, onları en iyi siz ihlal edebilirsiniz. İhlal etmekten kastım kötü anlaşılmasın, geliştirebilmeniz için aşmanız gereken insanlar olacaktır, onları ancak mevcut işleyişi çok iyi bilerek yönetebilirsiniz, seviyeniz ne olursa olsun.

İş Takibi
İşinizi çok iyi takip edin ve mümkünse bunu bir e-postayı bilmem kaçıncı hatırlatma gibi ifadelerle değil, imkanlar dahilinde yüz yüze değilse de telefonla halledin. E-postayı sonra da atabilirsiniz. İş hayatımın başlarında amirime ilgili tedarikçilere faks çektim ve mail attım dediğimde bana, peki telefon edip faks doğru kişiye ulaşmış mı, e-posta’yı okuyup anlamış mı diye sorduğunda, önce çok kızmıştım. Ama şimdi çok hak veriyorum. E-postalarla yakar top oynamayın. E-posta ile iş yürümez, o sadece bir iletişim kaydıdır.
Başka önemli bir konu da “çıraklığını bilmediğiniz işte usta olamazsınız”. Bunu Tofaş’da bir amirim, bana 2 tür mühendis vardır diye ifade etmişti: Excel Mühendisi ve Gerçek Mühendis. Elinizi kirletmeden, masada oturarak bir şey yapamazsınız. Oturarak iş yapan tek yaratık tavuk, yatarak para kazananlar ise…
Sahaya inin ve mümkünse “Erken Başarısız Olun” (Fail Early). Bunu da ancak sahada vakit geçirerek ve deneyerek yapabilirsiniz.

Kendinizi İfade Etme
Karşınızdaki insan, ast ya da üst fark etmez, konunun derinliğine sizin kadar hakim olmayabilir. Kendinizi ifade etme şekliniz işin ilerlemesi için ana şarttır.
Burada politik bir espri yapabilirdim. Sanırım yaptım, anlayan anladı.
Ben başka bir örnek vereyim en iyisi:
32 Gün programına Mümtaz Soysal, Dışişleri bakanı olduğu dönemde, konuk olarak katılmıştı. Rahmetli M.Ali Birand’ın anlamsız ve kendini tekrar eden birkaç sorusu sonrası çok güzel bir cevap vermişti.
“Ben dersimi sınıfın en az anlayan öğrencisine göre anlatırım” dedi ve tekrardan soruları cevapladı.
Herhalde ilk gizli espriyi anlamayan kalmamıştır Mümtaz Soysal’ın hikayesinden sonra.

Sylviane Herpin,
Düşündüğünüz,
Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız,
Söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı
Anladığı,
arasında fark vardır. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var.
demiş.

Birbirlerimizi yanlış anlayabiliriz. Bunu hiçbir zaman unutmayın.

Bir de askerdeki emir tekrarının gücüne inanın. Ben hala uyguluyorum. Tabi ki askerdeki gibi değil. Benden istenenin benim kelimelerimle benim anladığım şekilde tekrar ederek. Çok problemi başlamadan çözmenize yardımcı olur.

İş hayatında da kendini yalın ve etkin ifade etme konusunda buna benzer bir tecrübe yaşadım. Bir müdürüm; “ bana bir konu getirdiğinde kendini ifade etmek için 1 dakikan var. Önce kısaca kendini tanıt, bu kadar büyük bir organizasyonda herkesi tanımam çok kolay değil. Sonra hangi konuda konuşacağından bahset ve en sonda bende somut olarak ne istediğini söyle” demişti:
O gün çok acımasız gelmişti bana bu beklentisi. Ama yıllar sonra A3 raporlama tekniği ile tanıştığımda ise aslında o gün müdürümün bana bir ders verdiğini anlamıştım. Bir eposta yazarken ya da sunu hazırlarken eğer gelebilecek en az iki seviye soruya cevap verebiliyorsanız ve bunu da çok basitçe yapabiliyorsanız, karar alabilme o kadar hızlanıyor ki, inanmazsınız.
Bu konuda çok mu iyiyim? Hayır ama her gün üzerine çalışıyorum.

Bilgi Okur Yazarlığı
Bilgi-işlem teknolojisinin gelişimiyle hayatımızın çoğu eposta ve excel’de geçiyor. Ama inanın bana “bilgisayarın bir tuşuna bastım ve hayatım değişti” en büyük yalan. En azından Yapay Zeka’nın şu anki seviyesi açışıdan yalan. Yarın ne olur bilmem.
Yıllar önce bilgisayarım tepesine “Bu makinanın aklı yoktur, kendi aklınızı kullanın” yazmıştım.
“Bilgisayar yanlış yaptı” cümlesi hayatta kabul etmeyeceklerimin başında gelir. “Shit in, Shit out” sonuçta.
Maalesef gittikçe araçların kölesi olmaktayız. Excel inanılmaz bir araçtır, ama amaç olamaz. Bu arada ne olur Office Programlarını çok iyi öğrenin. Ne demişler zor bir işi tembel birine ver nasılsa kolayını bulur. Office programları size tembellik yapma keyfini verir. Ayrıca yeni şeyler öğrenmek için zamanda verir.
Çok spesifik olacak ama;

  • Birine excel dosyası gönderdiğinizde lütfen göndermeden önce baskı ön izlemesini ayarlayın, bu yüzden ne kadar kağıt boşa basılıyor bir bilseniz.
  • “Sayılar yalan söylemez ama sayılara yalan söyletebilirsiniz”. Lütfen bir grafik ya da tablo yaptığınızda biriyle paylaşmadan fiziksel olarak anlamını sorgulayın. Termo sınavında entropinin negatif çıkması ya da bir dişli kutusu tasarımında dişli çapının aracın kendisinden büyük çıkması gibi bir durumla karşı karşıya kalmayın. Hedeflerle (KPI) yönetim çok önemli ama rasyolar anlamlı tanımlanırsa. Yoksa tuvalet kağıdı kullanımının üretim adedine oranı da bir rasyo olarak takip edilebilir. Şu ana kadar bu kadar absürd olmasa bile çok saçma anlamsız ve bir değer katmayan rasyo takipleri gördüm.

Yöneticiler ve Yöneticinizi Yönetmek
İyi yöneticiler kadar kötü yöneticilerle de çalışacaksınız. Çok basit gelecek ama en az iyi yöneticilerden öğrendikleriniz kadar kötü yöneticilerden de öğrenecekleriniz var. En azından ileride onların yaptıkları kötü uygulamaları yapmamanız gerektiğini öğrenebilirsiniz. Bu konuda Mehmet Auf’un “Kötü Yöneticini El Kitabı” adlı kitabını tavsiye ederim. Kendisi “Çocuklar Duymasın” dizisinde Müdür Dekolte Kafa’yı oynarken bu kitap da yazdıklarını uyguluyordu.
Az evvel kötü yöneticileriniz olabilir dedim buna açıklık getireyim biraz. Birçok kötü yönetici aslında kaygılarının kurbanı ve siz onunla çalışırken önce bu kaygılarını yönetip, sonra yok edebilirseniz, aslında kötü olmadıklarını anlayacaksınız.
Ben de yönetici olarak kaygılar taşıyorum ve bazen gereksiz olarak nereye varmak istediğimi tarif etmek yerine yol gösteriyorum yani kendi yolumu. İstediğim gibi olmadığında da sonuçtan rahatsız oluyor ve rahatsız ediyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi varmak istenen sonuçta hemfikir olunup kaygılar yönetildiğinde hiç bir sorun kalmıyor.
Bir aile şirketiniz var ve gelecekte orada görev almak için kendiniz geliştiriyor ve hazırlıyorsanız, üstünüz yani babanız, dedeniz, kayınpederiniz artık kimse , onun kaygılarını anlar ve yönetirseniz, sıkıntı yaşamazsınız.

İş Görüşmeleri
En az yılda bir tane iş görüşmesi yapın. Bunu bir IK’cı dostuma söylediğimde, onlara iş çıkardığım için bana çok kızmıştı. İş değiştirmek için değil yaptığınız işe tekrardan saygı duymak için yapın bu görüşmeyi. Çünkü zaman içerisinde farklı sebeblerden bunalırsınız. Bu iş görüşmelerinde de size, klasik olarak şu an ne yaptığınız sorarlar. Cevap vermeye başladığınızda ise size önerilen ile yaptıklarınız arasındaki fark belirginleşir. Bazen yaptığınız işe ve çalıştığınız şirkete saygınız artar, bazen de iş değiştirsiniz. Ama iş değiştirecekseniz mesleki tatmin ve mali konular arasında hep bir dengeniz olsun. Dengenin oranı size kalmış.
Ben iş görüşmelerinde adaylara absürt olabilecek sorular sorarım.
Mesela hobisi olup olmadığını sorarım. Bir keresinde yarasa besleyenle bile karşılaşmıştım. Adayın işe alınmama gibi bir durum olmadı bu hobisinden dolayı. Sonra kendi işini kurmak için ayrıldı ve hala görüşüyoruz. Amacım hobileri öğrenmek değil tabi ki, hobisi olan insan bana göre zamanını yönetebiliyor demektir. En az “bilgisayar yanlış yaptı” cümlesi kadar delirtir beni “zamamın yok” cümlesi. Burada yanlış anlaşılmasın iş-yaşam arası denge konusunda konuşuyorum. Zamanım yok diyene, her zaman, önce gününün kaç saat olduğunu daha sonra da Atatürk’ün bir gününün kaç saat olduğunu soruyorum.
Veya en son okuduğu meslek dışı kitabı sorarım. Pi sayısını sorarım. Şaşırdınız değil mi? Pi sayısı da nereden çıktı? “Pi’nin büyüsü” diye kitap var, gidebildiği yere değil kitabın bittiği yere kadar yazmışlar o kadar uzun yani. Virgülden sonra kaç haneye ihtiyaç duyduğunu bilen kişi iyi bir mühendistir bence. Pi bazen 3 ‘dür bazen 3,1 bazen de 3,1416.

İş Arkadaşları ile ilişkiler
Dünyadaki çok ufak olan mutlu bir azınlıktan değilseniz eğer, okul bitirdikten emekli olana kadar çalışmak zorundasınız. (Tabi ki öğrenciliğinde de çalışanlar olduğu gibi, daha erken ipini koparabilenler de var. Onları da göz ardı edemeyiz.) Basit bir mühendislik hesabı yaparsanız göreceksiniz ki, maalesef sevdiklerinizden daha çok çalışma arkadaşlarınız ile vakit geçireceksiniz. Tabi ki günümüzde ev-ofis kavramı popülerleşmeye başladı ama imalat konularında çalışacak mühendislerin evlerden çalışmasına daha çok var diye düşünüyorum. Çalışma arkadaşlarınızı sevmek zorunda değilsiniz ama onlara saygı duymalısınız. Severseniz tabi ki daha güzel olur.
Tecrübeli iş arkadaşları ile çalışmak ayrı bir yetenek gerektirir. Tecrübeyi küçümsediğim yok, dünün bilgisi bugünün sorunları çok hızlı çözebilir. Ama sürekli değişen dünya da güçlü olanlar değil adapte olanlar kazanırlar. Bazen tecrübe gelişmenin önündeki en büyük engel olabilir. Tecrübeli arkadaşların tecrübelerini küçümsemeden, sorularla onların da yaptıkları işleri sorgulamalarını sağlayabilirsiniz. O zaman dünün tecrübesi yarının çözümüne fayda sağlar.

Son Sözler
Yıllar önce kendime bir çalışma anayasası yazmaya başlamıştım. Yıllar içerisinde yaşadıklarımla hatta bazen sosyal medya da gördüğüm bir sözle gelişmeye devam ediyor. Ama hala ilk maddesi değişmedi;
Heraklitos’un ünlü sözü : “Mutluyken söz, üzgünken karar ve sinirliyken cevap verme”.
Diğer birkaç maddeleri de;

  • Bilmediğini ama bilgiye nasıl ulaşılacağını bilmek kadar neyi ne zaman ihmal edebileceğini bilmekte bir o kadar önemli. (Pi sayısı örneği)
  • “Haddini bilmenin en iyi yolu onu zorlamaktan geçer.”

“Çalışmak güzel bir şey olsaydı, üzerine para vermezlerdi.”

Maalesef bu gerçeği hiç unutmamak gerekiyor. Daha önce de belirtiğim gibi, çok şanslı bir azınlıktan değilseniz (bunları okuduğunuza göre değilsiniz) maalesef öyle ya da böyle çalışmak zorundayız. “Sevdiğiniz işi yapamıyorsanız, yaptığınız işi sevin.” geyiğine de girmeyeceğim.
Her iş kendi içinde keyifli olduğu kadar keyifsiz şeyler barındırır. Maalesef insanoğluna göre en zor ve sıkıntılı hep kendi işidir. Tabi başkalarının yaptığı da en kolay iş. Ben, her yaptığım işte keyif alabileceğim, yeni şeyler öğrenebileceğim ve verdiğimle aldığım arasında bir denge kurabildiğim işler yaptım ve yapmaya devam ediyorum.
Bir ucu boklu değneğin bir ucunu kaldırdığınızda diğer ucu da kalktığından olsa gerek yaptığım işlerde hiç keyifli olmayan birçok anda yaşıyorum. Ben bardağın dolu tarafına bakmayı seçiyorum. Hatta bu aforizmam ile taçlandırdım.

Çalışıyor olsaydım, çalışmazdım.”

Ne kadar sürç-ü lisan ettikse af fola, haftaya görüşmek üzere, Eyvallah…

Dip Not: Kapak fotoğrafı 2003 Yazı Italya Napoli’de Elasis’de Doblo 4×4 yapmaya çalışan mühendisler. (temsili değil, gerçek) O kadar gülmeyin ciddi bir fotomuz olsun demiştik eldeki en ciddi resim bu…

4 Comments
  • Selim Uçkan
    Posted at 21:33h, 04 Ekim Yanıtla

    Anıl Bey, bu değerli birikimleri paylaştığınız için kendi adıma teşekkür ederim. Hemen hemen tam 2 yıl önce; neden beraber çalışma şansına sahip olamadık diye kendime öz eleştiriler yapmış ve sorgulamıştım. Ancak bu yazıyı okuduktan sonra cevabı net olarak artık biliyorum 🙂 Sizi tanıdığıma tekrar memnun oldum. Bir gün tekrar görüşmek ümidiyle…

  • Feridun Ekmekci
    Posted at 10:40h, 06 Ekim Yanıtla

    Keyifli yazı için klavyenize sağlık. İzninizle bildiğim genç mühesndislere mühendis adaylarına ve öğrencilerime okumaları için ileteceğiz. Seamlar….

  • Serkan Demirkan
    Posted at 19:54h, 16 Ekim Yanıtla

    Merhabalar Anıl Bey

    Tecrübe ve bilgilerinizi yine çok güzel ve anlaşılabilecek şekilde ifade etmişsiniz.

    Saygılar

  • İş İnsanları İçin Dilbert - Anıl Şakrak
    Posted at 08:42h, 10 Haziran Yanıtla

    […] güncelleme: İş İnsanları için Dilbert Bu başlık içime sindi. *** Daha önce yazdığım “Genç bir mühendise öğütler” yazıma da bir ek gibi kabul edilebilir bu yazı. Hala inanıyorum: Dilbert iş hayatının bir […]

Post A Comment