Hayatımda, tıpkı herkes gibi birçok dönüm noktası oldu, olmaya da devam edeceğini biliyorum.   “Ah Keşkelerim” her zaman oldu elbette, ama yaşadıklarımdan hep zevk aldım.   Bu aralar paralel ve holografik evren üzerine okumalarım ve dinlemelerim oldu. Sanırım bundan olacak, yine bir gün işe giderken aklıma bir soru takıldı. Beni...

Aklıma hep “garip sorular” takılıyor ve bunlara kendimce cevaplar bulmaya çalışıyorum. Bu sorular ve cevaplarımı da kayda geçiriyorum.   Bunlardan bazıları belli bir olgunluğa geldiğinde, yani paylaşabilecek kıvama ulaştığında da, bloğumda yayınlıyorum.  İşte böyle bir rutinde aklıma bir soru düştü:   Yönetenlerle yönetilenler arası yaş farkı ne olmalıdır?   Politik yazılar yazma...

İnsan üç kere doğarmış:İlki annesinden, 18 yaşında tercihlerinden ve 40’ında hatalarından.   Yıllar önce sosyal medyada bir paylaşımda görmüştüm bu aforizmayı. Yıllandıkça daha da iyi anlar oldum.    Ağustos ayında, 18 yaşında olanlar üniversite tercihlerini yapma telaşındalar ve tabi ki de aileleri. Tercih yapanlar ikinci doğumlarını yaşadıklarından ve tercih...

Aynı köyde büyüyen iki sevdalı idi Umut ile Ümit.  Adları her zaman beraber anılırdı, ayrılmazdı. Karışırdı bile bazen isimleri. Köyde aşkları dillere destandı. Ama köye ulaşmak zor idi ki köylüler dışında bu hikayeyi kimse bilemiyordu. Bir gün karın yolları kapattığı mevsimde, bir adam çıkageldi. Herkes nasıl o...

Uzun zamandır sessiz kaldım.   Bir türlü kafamı toparlayıp bir şeyler yazamadım. Bu yaşadığımız pandemi dönemi gerçekten herbirimizi çok zorladı. Uzun zamandır yaptığımız basit şeyleri bile özler olduk.   Tünelin sonununda ışığı görür gibiyiz. Bu süreçte öğrendiklerimi yazmaya çalışıyorum. Korkarım ki, bu yaşadığımız dönemi ilerleyen yıllarda yine yaşama ihtimalimiz...

Bu hafta yazımın başlığı en sevdiğim yazardan, Edip Cansever’den. Kütüphanemde 1977 baskısı var. Okumaya kıyamadığım bir kitap.Bloğumda dönüp dolaşıp şiire geri geliyorum. Çünkü şiiri çok seviyorum. Çünkü biliyorum; Herkesin bir hikayesi olabilir ama herkesin bir şiiri olamaz. Benim bir şiirim var mı bilmiyorum. Ama bugün, şiirler yazacağım...

Manidar bir başlık seçtim bu haftaki yazıma.   Yıllardır biriktiriyorum; kafamda, dolabımda, hard disklerimde, çevrimiçinde, kütüphanemde hatta vücudumda. Artık neden biriktirdiğimi bile bilmiyorum. Sadece biriktiriyorum.   Birgün kullanırım diye olduğuna inanıyorum ama o gün de Godot’un gelişine benziyor. Godot gelmeyecek ya da gelse bile fark etmeyeceğiz. Ya da Godot...

Hilmi Dedem, Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nden mezun olduktan sonra Elhamra Sinemasında stajer makinistlik yapmış 30’larda. 1940’larda da Aydın Park Sineması’nda makinistlik yapmış. Makinist Hilmi Gülman’ın torunu olarak, hem de Hilmi ismini taşırken sinemaya ilgisiz kalmam tabi ki mümkün değildi.    Sinema, tıpkı müzik gibi hayatıma renk katan...

Ben bir “televizyon çocuğuyum”, tıpkı çocuğumun “internet çocuğu” olduğu gibi.  Onun çocuğu yani torunum da büyük bir ihtimalle “arttırılmış gerçeklik” ya da “sanal dünya” çocuğu olacak.    Konuyu dağıtmayalım, çizgi film kahramanlarıyla başlayan yazı serime televizyonla devam ediyorum. Üçlemeyi sinema ile bitirmeyi planlıyorum.   Başlığı arakladım, hatırlamayanlar için Okan Bayülgen’in...