Geçenlerde biri bana “Kaç yıldır mühendissin?” diye sordu. Cevap vermek kolaydı. 25 yıl. Ama sonra kendi kendime şunu düşündüm:
Gerçekten 25 yıldır mühendis miyim, yoksa 25 yıldır mühendislik yapmaya mı çalışıyorum?
Çünkü yıllar içinde şunu fark ettim:
Herkes mühendislik diploması alabilir.
Bazıları mühendislik yapar.
Çok azı ise mühendisliği yaşar.
Aradaki fark ince ama derindir. Diploma, bir kapıyı açar. Mühendislik yapmak, o kapının içindeki işi sürdürmektir.
Mühendisliği yaşamak ise, o düşünce biçimini hayatın tamamına yaymaktır.
Mühendisliği yaşayan biri;
– Sunulanı olduğu gibi kabul etmez.
– “Neden?” sorusunu sormaktan vazgeçmez.
– Bir problemi sadece çözmez, parçalar, yeniden kurar.
– Yanıldığında da öğrenir, inşa etmeye devam eder.
Bu bir meslek pratiği değil, bir zihinsel disiplin.
Ve açık konuşayım: Bu biraz yorucu bir yaşam biçimi.
Çünkü mühendisliği yaşayan biri için mesai saatleri net değildir. Çalışma alanı sadece ofis değildir. Düşünmek bir refleks haline gelir.
Ama belki de asıl mesele şudur: Hayatta hangi kategoriye ait olduğumuz değil, hangi kategoriye ait olmayı seçtiğimiz.
Diploma sahibi olmak bir başlangıçtır. Mühendislik yapmak bir tercihtir. Mühendisliği yaşamak ise bir karakter meselesidir.
Bugün kurumlarda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de bu zihniyet.
Belirsizlik arttıkça, hazır cevaplar azalıyor. Unvanlar değil, düşünme biçimi fark yaratıyor. Araçlar çoğaldıkça, aklı kullanma becerisi daha değerli hale geliyor.
Mühendislik aslında şudur:
– Verilenle yetinmemek.
– Anlamaya çalışmak.
– Daha iyi bir sistem kurmaya çabalamak.
Soru şu:
Sen işini mi yapıyorsun, yoksa yaptığın iş üzerinden bir düşünce biçimi mi inşa ediyorsun?
Belki de mesele meslek değil. Mesele, nasıl düşündüğümüz.
No Comments