05 May Hayat Adil mi?
Adil olmak, kazandırmaz çoğu zaman; ama kaybettiğinde, kaybetmediğini fısıldar: kendini.
Hayır. Değil.
En sonda yazmam gerekeni en başa yazsam, bu yazı burada biterdi belki. Ama niyetim o değil.
Hayatın adil olmadığını anlamak için bir ömür yetiyor bazen.
Nedenini sormuyorum artık, nasıl yaşanır bu adaletsizlikle, onu düşünüyorum.
Ve çocuklarımız…
Sırça fanuslarda, kırılgan hayallerle büyüttüğümüz o narin kalpler…
Bu yazı, onları hayatın acıtan yüzüne hazırlamanın yollarını arayan bir ağıt belki de.
Zaten biliyorum cevabını sorunun. Hep biliyordum. Ama bir olay, bazen bir telefon sesiyle düşe dönüşür.
Bu yazıya aslında yıllar önce başlamıştım, yıllandıkça olgunlaştı, ama sirkede olmadan bitirmek lazım dedim kendime. Çünkü hayat, mayasını acıdan kursa da, tadını umuttan almalıydı.
Derin lise üçüncü sınıftaydı. Bir biyoloji projesi için günlerce çalışmış, uykularını bölmüş, gözlerindeki ışığı büyütmüştü. Sunum günü geldiğinde, elleri titreyerek, kelimeleri birbirine dolarken anlatmıştı çalışmasını. Ama sonuçlar açıklandığında… Onun adı yoktu listede.
Küçük bir çocuğun hayal kırıklığı, dünyanın en büyük sessizliklerinden biridir. Çünkü o sessizlikte sadece bir kayıp yoktur; adaletin ilk defa sorgulandığı an vardır.
“Hayat adil değildir,” dedim ona.
Çünkü doğruydu. Çünkü bunu bilmeliydi. Ama o an gözlerindeki hüznü görünce, kendime başka bir soru sordum:
Eğer hayat adil değilse, biz neden adil olmaya çalışıyoruz?
Ayna Adam belirdi o an, her zamanki gibi. Bir kolu pencereye dayanmış, dışarı bakan o tanıdık hâliyle:
“Aptallık mı bu?” dedi, alaycı bir tebessümle.
“Hayır,” dedim. “Erdem.”
Çünkü adil olmak, dünyanın düzenini değil, İnsanın özünü değiştirir. Adalet, dışarıya değil, içerimize tutulmuş bir aynadır bazen.
Kaos içinde bir düzen kurmaya çalışan yorgun yüreklerin son sığınağıdır.
O gün, zehri kalbime damlatan bu hikâyeyle, bir gece önceki keyifli rakı sohbetini hatırladım. Yakup Abi aradı, keyfin kritiğini yapmak için. Ama önce içimdeki yangını döktüm önüne. Dinledi. Sonra YouTube’dan bir video gönderdi. İşte o an doğdu bu yazı ama dedim ya, olgunlaşması zaman aldı.
Hayat bir yarışsa eğer, bazıları o yarışa birkaç adım önden başlıyor. Hiçbir çaba harcamadan, sadece doğduğu yerin, ailenin, imkânların hediyesiyle.
Tıpkı izlediğim o videoda olduğu gibi, seçmeden doğduğumuz bir kaderin içindeyiz.
Hayatın adaletsizliği, doğarken çalınmış eşitliklerin yankısıdır.
Ve hayat zordur…
Ama biliyoruz ki, hayatın zor olduğunu kabul ettiğimizde, zorluk biraz olsun şekil değiştiriyor.
Tıpkı adaletsizliği kabullendiğimiz gibi.
Bu kabulleniş, bir vazgeçiş değil;
Bir başlangıç.
Çünkü hak ettiğimizi değil, müzakere ettiğimizi alıyoruz çoğu zaman ya da bir şey alamıyoruz.
Ama biri — sadece doğru olduğu için — doğruyu seçerse, yerdeki teraziyi alır, tozunu siler, ve yeniden kurar adaletin terazisini.
Ayna Adam iç çekti:
“Ama kazananlar hile yapıyor. Kurallara uyanlar kaybediyor. O zaman ne anlamı kalıyor bu çabanın?”
Haklıydı.
Ama adalet bir oyun değil ki, kazanana ödül verilen.
Adil olmak, kendimize verdiğimiz en sessiz, en kutsal sözdür.
Ödülü bir madalya değil, içimizde yankılanan o sessiz onurdur.
Kimse duymasa da, biz duyarız.
Belki Derin o gün ne dediğimi tam anlamadı.
Ama bir gün, birinin başına haksızlık geldiğinde, onun yanında durduğunda, hatırlayacak.
Ve anlayacak: adalet bir kural değil yalnızca, içimizde yanan bir ışıktır.
Çünkü insan, hayatın sirkesinde boğulmadan olgunlaşmayı öğrenmek zorundadır.
Ve belki de gerçek erdem, karşılık beklemeden doğru olanı seçmektir.
Vicdan bir yargıç değil, bir pusula.
Sesini kısmak mümkündür, ama susturmak mümkün değildir.
O, içimizdeki tanrının fısıltısıdır.
Dışarıdaki adaletsizliği, içimizdeki vicdanla dengelemeliyiz.
Hayatın adil olmaması, bizim adaleti terk edeceğimiz anlamına gelmez.
Çünkü çoğunluğun yaptığı yanlış, doğru sayılmaz.
Ayna Adam bu kez döndü, gözlerimin tam içine baktı:
“Vicdanı olan kaybetmez, değil mi?”
“Hayır,” dedim.
“Vicdanı olan, kaybettiğiyle büyür. Ama kendini kaybetmez.”
Hayat adil değil. Ama biz… İnsan kalabiliriz.
Peki ya sen?
Hayatın terazisi bozulduğunda, adaletin terazisini eline alıp yeniden kurar mısın?”
No Comments