27 Oca Anıl Şakrak Çıkmazı’nın Öyküsü
27.01.2020
İlk blog yazımı yazmak zordu ama ikincisinin bu kadar zor olacağını beklemiyordum. Her ne kadar bundan sonra artık yaşgünü kutlamak istemiyorum desem de, yaşgünü yazımı yazdıktan sonra sürpriz bir yaşgünü partisine “maruz” bırakıldım .
Organize bir tuzağın içine itildim; evde dansöz bile oynattılar benim için. Maalesef bu kayıtları sonrasında yakmak zorunda kaldık. Bu kadar ısınmadan sonra bugünkü yazıma gelebilirim.
Neden Bloğumun adı “Anıl Şakrak Çıkmazı”?
Bir önceki çalıştığım şirketin kurulumu sırasında geç saatlere kadar süren mesailerim oluyordu. ( Sanki şimdi farklı oluyormuş gibi yazdım iyi hissettirdi.) 28 Mart 2013’de, yine gece geç bir saatte işten çıkmış eve dönüyordum, daha doğrusu güvenlikteki arkadaşlar “abi sen eve gitmeyecek misin?” diye sorduklarında saatin kaç olduğunun farkına varmıştım. Manisa Organize’nin 4. kısmından eve doğru yola çıktığımda , yolda cadde isimlerine takıldı aklım bir anda, acaba benim ismim bir yerlere verilir miydi diye sordum kendime? Bizim yatırım dışında kimse olmadığı, ıssızlığın ortasında bir bina idik ve ilkbaharda fabrikadan gelen makina sesleri arasında çobanların dolaştırdıkları koyun sürülerinin çıngırak sesleri gelirdi pencereden dışarı baktığımda. Şimdi ise oradaki her parsel dolmuş hatta bu aralar yeni parseller açılıyor gelecek bir otomotiv fabrikası yatırımı için.
Anıl Şakrak Bulvarı ya da Anıl Şakrak Caddesi , o kadar büyük bir adam değilim ki adım bir caddeye verilsin benim, Bulvar ya da Cadde ismi Atatürk’dür benim ilk aklıma gelen ve gelmeye devam edecek olan.
Sokak desen biraz kişiliksiz geliyor bana; Numarada oluyor, çiçek de oluyor, İsim de.
İşte o an geldi aklıma “Anıl Şakrak Çıkmazı”; Daha derin anlamı olan daha gizemli hem de şiirsel. O gün karar vermiştim eğer adım bir yerlere verilecek ise bir çıkmaza verilsin. Baktım olmuyor bende kendi çıkmazı yarattım. Anıl Şakrak Çıkmazının hikayesi budur.
Peki alt slogan niye “Bir Mühendisin Gündüz Düşleri”; 1992 yılı İrfan Tözüm imzalı bir film var, “Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri” , filmi seyrettim mi hatırlamıyorum ama oradan esinlendim bu alt sloganı düşünürken.
Peki nedir bu mühendisin gündüz düşleri?
Ben bir mühendisim her ne kadar uzun yıllardır mühendislik yapmasamda hayatımın her evresinde mühendislik eğitiminin bana sağladığı analitik düşünme ve sorgulama yetkinliklerini kullanmaktayım. Bir daha şansım olsaydı yine mühendislik okurdum hatta yine aynı üniversitede okurdum.
Ama bu analitik, her şeyi sorgulayarak yaşamak, Zweig’in Satranç kitabındaki gibi kafanda kendine karşı satranç oynamak gibi bir şey. Bazen kaçıp kurtulmak lazım bundan. İşte bu gün içerisinde kah araba kullanırken kah bir şeyler okurken, bir müzik tınısı veya bir söz ile birden kısa süreli bir düşsel seyahat yapmaya verdiğim isim benim bu. Kısa süreli savunmasız düş görmeler.
Cumartesi 25 Ocak idi, benim için önemli bir insan olan Genel Müdürüm, Abim ve Kardeşim Nuri Ünver’in doğum günü. Yıllar önce onunla beraber çalışırken bana geleceğe yönelik kariyer planımın ne olduğunu sorduğunda ona onun olduğu yaştan daha önce genel müdür olmak isteğimi söylemiştim. Bana bu nasıl olacak dediğimde ya sen terfi edip başka yerlere gideceksin ya da ben başka yere gideceğim demiştim.
Bloğun isim babası olan bir önceki işyerimde genel müdür olduğumda, “aferin yaptın” diye bana o hatırlatmıştı bunu. Görüştüğü yeni bir kariyer fırsatı için beni referans olarak gösterdiğinde ne kadar gurur duyduğumu kelimelerle ifade edememiştim ne ona ne de kendime.
Kariyer basamaklarını tırmanırken ondan kalan birçok tecrübe var hayatıma adapte ettiğim. Ama en önemlisi hep kulaklarımda “Yükseldikçe daha yalnızlaşırsın”.
Her sene daha iyi anlıyorum bu kalabalıklar içinde nasıl ıssızlaştığımı.
Elimde 2008 yılının 25 Ocağında Nuri’nin yaşgününde çekilen fotoğraf var. Efsane bir kadronun bir parçası olmak ne kadar güzel bir şeymiş bu resme baktıkça daha iyi hatırlıyor insan. Fotoğrafı çeken ben olduğum için maalesef ben yokum tabiki. O zamanlar daha selfie nedir bilmiyorduk. Başkasına çektirmeyi de akıl edememişiz o da ayrı bir konu.
Işıklarda uyusun, vefatı sonrasında duygularımı kağıda dökmek istemiştim, ancak bunlar çıkabilmişti:
Ölümün olduğu bir dünya da hiçbirşey çok da ciddi değildir aslında. Kafka’dan bir alıntıydı bu, ara sıra kendimize hatırlatmamız gereken.
Her 5 saniyede 9 insan hayatını kaybediyormuş dünyada ve yaşam ancak ölüm olması ile anlam kazanıyor. Ama ölüm istatistikleri ve yaşamın ölümle anlam kazanması bir yakınınızı, dostunuzu ya da kardeşinizi kaybettiğinizde size hiçbir şey ifade etmiyor ne kadar analitik ve mantık çerçevesinde düşünseniz bile. Her ölüm erken aslında.
Dün benim için değerli bir insanı, bir abiyi ve bir kardeşi kaybettim. Dün akşamdan beri karışık duygular içerisinde düşünüp durdum ve bunları yazıya dökmek istedim.
Ne mutlu ki birçoğunu onunla da paylaşmıştım, ama eksik kalanları da paylaşacağım. Bunları hissedeceğine inanıyorum, çünkü biliyorum; hiç birşey ölmez, herşey yaşar.
Nuri Abi (Çok ender Abi demişimdir aslında hep Nuri Bey derdim) benim ilk genel müdürümdün, her ne kadar ilk iş yerim olmasa da beraber çalıştığımız şirket.
Dün akşam geriye doğru baktığımda bugün beni ben yapan birçok yöneticilik davranışını senden öğrenmiş ya da senden esinlenmişim, bunu fark ettim.
Ben her zaman yüksek sesle itiraz edebilirdim sana , çünkü bu müsaade ederdin, hatta bunu teşvik ederdin. Saygı çerçevesinde benimle ya da mesai arkadaşlarımla ne kavgalar vermişizdir ve her toplantı sonunda hiçbir tartışma olmamış gibi nasıl da devam etmişizdir dostluklarımıza. Aynısını her çalıştığım kurumda uygulamaya çalışıyorum.
Benimle sürekli kitaplar paylaşırdın mesleki ya da kişisel gelişim üzerine. Odanda açık bir kütüphanen vardı, alınan kitap geri getirilmek şartı ile sınırsız kullanım hakkım olan. Sonra oturur onları tartışırdık bunları nasıl hayatlarımıza uygularız diye. Bir üstad, bir mentör edası ile kendimi oluştururken bana yol gösterirdin. Ne güzel ki aynısı şimdi benim odamda var ve beraber çalıştığım tüm genç arkadaşlara şimdi ben bu fırsatı sunmaya çalışıyorum. Bu arada hatırlayamadım senin odanda bir kapı var mıydı ya? Hep açıktı ya ondandır hatırlayamamam..
Bana gelecek hedefin ne diye sormuştun; en azından senin genel müdür olduğun yaşta genel müdür olmak diye, aramızdaki samimiyete güvenerek cevap vermiştim. Gülerek nasıl olacak bu demiştin; ya sen yükseleceksin ben yerine geçecem ya da ben başka şirkette genel müdür olacağım demiştim. Ben dahil ekibindeki tüm yönetim kadron şu anda kalburüstü firmalarda çok önemli konumlarda…
Linkedin de bana referans yazmıştın, hala o referans yazısını, kendimi bir hizalama aracı olarak kullanıyorum bilgin olsun. Eğer değerlerimden saptığımı hissedersem onu tekrar tekrar okuyup kendime çeki düzen vermeye çalışıyorum.
Senden öğrendiklerim, bana kattıkların bir yazı ile anlatılmayacak kadar uzun ve anlamlı. Senle çalışırken işten zevk almanın yollarını öğrendim, tıpkı herşeyin sadece iş olmadığını öğrendiğim gibi. Çinde iş seyahatinde iken 24 Dizisinin yeni bölümlerini Türkiyede Sabriye indirtip bir ftp sunucusuna yükletmen sonrada onları seyretmemiz gibi binlerce ufak ama keyifli anlar gözümün önünden geçiyor. Ya da Dünyanın herhangi bir coğrafyasında sürekli Starbucks araman gibi. Masandaki süs her zaman aklımda ” Coffee isn’t a drug, It is a vitamine”.
İlk üst düzey yönetici olduğumda bana, yükseldikçe çevrende insan sayısı artar ama bir o kadar da yanlızlaşırsın demiştin. Nasıl anlamlı olduğunu anlatamam sana.
Ama biz aslında hiç yalnızlaşmadık bizler sayesinde. Sen ve senle tanıdığım dostlarım var; Berkan abi var, Güven var, Çönkü Biraderler var, Ali Abi var, Hakan var Basri baba, Ceyhun abi var , Korkut var, Tolga Özer / Soykan var, var var var. Biz çok iyi bir ekiptik ve sen o ekibin kaptanı idin.
Ölüm kimseye yakışmaz ama sana hiç mi hiç yakışmadı be. Işıklar içinde uyu, herşey için teşekkürler…
No Comments