Oyunbozan’ın Güncesi

Uyum Sağlamak mı, Kaybolmak mı?

Bir süredir aynı sahne tekrar ediyor. Toplantı odası, tanıdık yüzler, aynı kelimeler. Herkes “uyum”dan bahsediyor.

 

Uyumlu ekip. Uyumlu yönetici. Uyumlu kararlar.

 

Ama garip bir şey var; Bu kadar uyumlu insanın olduğu yerde, kimse gerçekten mutlu görünmüyor.

 

Bir gün fark ettim. Uyum sağlamakla, sessizce kaybolmak arasında ince bir çizgi var. Ve biz o çizgiyi, çoğu zaman performans hedefleriyle siliyoruz.

Kurumsal dünya uyumu sever. Çünkü uyum, öngörülebilirlik demektir. Öngörülebilirlik de riskin kontrol altına alınması.

 

Ama işin karanlık bir tarafı var. Uyum, zamanla itiraz etmeyi pahalı hale getirir. Soru sormak “zor”, farklı düşünmek “uyumsuz”, durup düşünmek ise “verimsiz” sayılır.

 

Bir noktadan sonra insanlar fikirlerini değil, reflekslerini getirir masaya. Kimse oyunu bozmak istemez.

 

Çünkü oyunu bozanlar genelde “takım ruhuna uymayanlar” olarak etiketlenir.

Mesele uyum değil. Mesele, neye uyum sağladığımızı unutmak.

İnsan bazen şuna uyanır: Ben hâlâ buradayım ama içimde konuşan biri eksilmiş.

 

İşte o an başlar gerçek yorgunluk. Fiziksel değil, zihinsel değil.

Ahlaki bir yorgunluk.

 

Oyunbozan olmak, her şeye karşı çıkmak değildir. Bazen sadece şunu söyleyebilmektir:

 

“Bu oyunu neden böyle oynuyoruz?”

Güncemin kenarına düşülen bir not,

 

En tehlikeli uyum, insanın kendi iç sesiyle arasındaki uyum bozukluğudur.

ve bir soru

 

Bir süredir hangi oyuna, sadece dışlanmamak için uyum sağlıyorsun?

No Comments

Post A Comment