Genç Bir Mühendise Öğütler 3

Güvenmek Cesarettir, Saflık Değil.

İş hayatına ilk başladığımda iki uç tavsiye duydum:

“Kimseye güvenme.”

“Güven olmadan çalışılmaz.”

Hangisi doğru? İkisi de eksik.

 

Ben ilişkilerime baştan güvenerek başlarım. Çünkü güvenmediğim biriyle uzun süre çalışamam.

 

Ama aynı anda şunu da bilirim: Hayal kırıklığı ihtimali her zaman vardır.

 

Bu çelişkili mi? Evet.

Ama hayat zaten öyle.

 

Kurumsal dünyada güven; sözleşmelerle değil, tekrar eden davranışlarla inşa edilir. Ve en çok da belirsizlik anlarında test edilir.

 

Bir projede işler sıkıştığında, bir kriz çıktığında, bir hata yapıldığında…

 

İnsanlar ikiye ayrılır: Sorumluluk alanlar ve sorumluluk dağıtanlar.

Güven tam da o anlarda yazılır.

 

Ama işin başka bir tarafı daha var. Çoğu “kötü” yönetici ya da problemli iş arkadaşı, aslında kötü niyetli değildir. Kaygılıdır.

 

Pozisyonunu kaybetme kaygısı, yetersiz görünme kaygısı, kontrolü kaybetme kaygısı.

 

Kaygı, güveni zehirler. Çünkü kaygılı insan kontrol eder. Kontrol eden insan da güvenmez.

 

Bir noktada şunu fark ettim:

İnsanları yönetmeden önce kaygılarını anlamak gerekiyor.

Bu özellikle aile şirketlerinde, dönüşüm süreçlerinde, genç yöneticilerin yükseldiği organizasyonlarda çok belirgin.

 

Karşınızdaki kişinin korkusunu görmeden onun davranışını okuyamazsınız. Ama burada ince bir çizgi var.

 

Güvenmek; her şeyi görmezden gelmek değildir. Profesyonel hayatta güven, körlük değil bilinçtir.

 

Birine güvenirsiniz. Sözünü tutmadığında not alırsınız. Tekrar ederse mesafeyi ayarlarsınız. Kin tutmak başka, hafıza tutmak başka.

 

Ve belki de asıl mesele şu: Güven olmadan ekip olmaz. Ama sınır olmadan da güven olmaz.

Soru şu:

 

Siz ilişkilerinize korkuyla mı başlıyorsunuz, yoksa bilinçli bir güvenle mi?

Aradaki fark, kariyerin yönünü belirliyor.

No Comments

Post A Comment