Tutamıyorum Zamanı - Anıl Şakrak
16431
post-template-default,single,single-post,postid-16431,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-9.1.3,wpb-js-composer js-comp-ver-4.11.2.1,vc_responsive

03 Oca Tutamıyorum Zamanı

Benim zamanla bir problemim var. “Benim de var” dediğinizi duyar gibiyim.
Sanki soğuk bir gecede boyu kısa kalan battaniye gibi, hani kafanıza çekersiniz ayağınız açıkta kalır, ayağınıza göre ayarlarsınız bu sefer de kafanız üşür ya işte onun gibi bir duygu yani.
Yıllardır zamanımın hiçbir şeye yetmediğinden yakındım ve yakınanlara tanık oldum. Yanlış anlaşılmasın, yakınmalarım bitmedi.

***

“Ahmakça” zamanımı yönetmeye çalıştım: daha az uyursam daha çok zamanım olur dedim, aynı anda birçok şeyi yapmaya çalıştım. Zaman yönetimi hakkında birçok makale okudum, eğitimlere katıldım. Birçok metodoloji ve aracı kullanmayı denedim. Hatta kendimi motive etmek için gözümün önüne sloganlar yapıştırdım.
Tüm bu denemelerim sonucunda kısa süreli başarılar elde ettim ama devamlılığı olmadı ve başladığım yere geri döndüm.

Tofaş’dan dostum Turgay, “Probleme Giriş 101” yazıma Süleyman Demirel’in “Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz” sözü ile katkıda bulunmuştu. Ben de zamanımın yönetimiyle olan sorunuma böyle bir bakış açısıyla bakabilir miyim diye yola çıktım.

***

Britannica Ansiklopedisine göre zaman, uzay boyutu olmayan ve ölçülebilen bir süreçtir. Zaman ayrıca düzlemsel 3 boyutun yanında dördüncü boyut olarak da tarif edilebilir.

Sir Isaac Newton “Principia” kitabında zaman için “mutlak, gerçek ve matematik barındıran zaman; doğası gereği kendisi dışında herhangi bir şeye bağlı olmadan hep eşit biçimde akan süre” tanımlamasını yapmıştır.

Sonra görecelik ve kuantum ile felsefik ve bilimsel dünya da zaman kavramıyla ilgili konular oldukça çetrefilleşti. Yazımın konusu bilimsel ve felsefik anlamda zaman kavramı olmadığı için daha fazla detaya girmeden tanımdan uzaklaşıyorum.

“Dünya üzerinde” (Newton Fiziğinin sınırları içinde) her birimiz için gün 24 saat, hafta 168 saat, ay 720 saat ve yıl da 8.760 saattir. Zamanımız sabittir, kimimiz için hızlı ya da kimimiz için yavaş akmaz, bazen böyle hissetsek de:

Bir yılın değerini; final sınavını geçememiş bir öğrenciye sor
Bir ayın değerini; erken doğum yapan bir anneye sor
Bir haftanın değerini; haftalık bir gazetenin editörüne sor
Bir saatin değerini; buluşmak isteyen aşıklara sor
Bir dakikanın değerini; treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sor
Bir saniyenin değerini; bir kazadan sağ çıkan birine sor.

Yukarıdaki alıntının farklı versiyonları internette mevcut, her ne kadar zamanın hızı aynı olsa da hissettiklerimiz farklı olmakta. Tatillerin ne kadar kısa olduğundan yakınırız, ne kadar çabuk sabah oldu daha yeni yattık deriz.

Küçük İskender bu göreceli zamana harika bir dize ile katkıda bulunmuştur:

Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık değil, beni terkettiğin gecedir.

***

Bir gün yine okunacak onlarca kitap, seyredilecek onlarca film ve dinlenecek onlarca plak olmasından ve benim bunları yapacak yeterli zamanın olmamasından yakınıp, zamanımı daha iyi yönetmek amacı ile neler yapmalı diye düşünmeye başladığımda bir aydınlanma yaşadım.

Meseleleri mesele etmezsem, meseleler mesele olmaktan çıkar.

Hatam zamanı yönetmeye çalışmaktı, oysa zamanı yönetme konusunda hiç bir etkim yoktu. Bir Hiro Nakamura değildim sonuçta, zamanı durdurma, hızına müdahale etme ya da zamanda hareket etme yeteneklerim yoktu. Sadece yaptığım tercihlerle yaşamımı yönetmeye ve zamana adapte etmeye gücüm vardı.

Aslında bu yaşadığım aydınlanma yıllardır okuduklarıma ve uygulamaya çalıştıklarıma bir adım geriye çekilip bir bütün olarak bakmaktı.
Başucu kitabım “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” ‘nda Stephen R. Covey yıllardır hayatımdaki roller ve önemli işlere öncelik vermemi söylüyordu.
David Allen “İş Bitirici” kitabında yapılacaklar listelerimle nasıl daha verimli ve daha huzurlu mücadele edebileceğimi ve delege etmenin önemini anlatıyordu.
En son olarak da yakın zamanda keşfettiğim Tiago Forte “İkinci Beynim” yaklaşımında her gün maruz kaldığımız büyük veri karşısından beynimin kapasitesini araçlar kullanarak nasıl arttıracağımı söylüyordu.

2020 gibi zor bir yıldan çıkıp 2021 gibi çok umut bağlamakta tereddüt ettiğim bir yıla girerken, kendimi yeni çatışmalara hazırlamak için 2 ek çalışma yaptım.

Birincisi, çevremdeki farklı nedenlerle bana temas eden insanlardan geri bildirim istedim. Ayın 31’ine kadar gelen geri bildirimler toparlayıp, sokağa çıkamayacağımız yılın ilk uzun hafta sonunda bunları değerlendirip kendi aynamla yüzleştim. Çok keyifli bir çalışma oldu. Kişisel Misyon Bildirgemi güncelledim. Kendime bir çok söz verdim.

İkincisi de, yeni yılda “yaşam yönetimimde” uygulamaya koyacağım yöntemleri geliştirip farklı mecralarda paylaşmaya devam edeceğim. Bu paylaşımlar sayesinde alacağım geri bildirimler, devamlılık konusunda beni motive ederken, ayrıca da iyileştirme imkanları da sunacak.

***

Yıllardır biriktiriyorum kimi elektronik ortamda (harici disk ya da bulut) kimi yazılı olarak dosyalarda kimi ise beynimin kıvrımlarında. Bazen o kadar gereksiz şeyleri tutuyorum ki aklımda, kızıyorum kendime. Hep daha fazlasına sahip olmak isterken, birbirlerine karışıyor her şey. Bazen de yazarken veya konuşurken kullanmak isteyeceğim ek bir bilgi ya da anektod daha sonra geliyor aklıma.

Youtube’da gezerken tanıştım Tiago Forte ve “My Second Brain” yaklaşımı ile.

4 yıldır Evernote kullanıyorum. Internette gezerken sevdiğim bir yazı görürsem hemen Evernote’a gönderiyorum daha sonra okumak için. Bir sürü klasör ve kategoriler yaptım. Hatta David Allen’in GTD (Getting Things Done) yaklaşımını bile denedim Evernote’da farklı kategoriler yaparak. 3. ay sonunda dağıldı sistemim.

Problemi her zaman yaptığım gibi, araçlarda aradım ve “Evernote yetersiz kalıyor başka araçlar bulmalıyım” dedim. Notion uygulaması ile bu arayışlar sırasında tanıştım.

Fakat Youtube’da Notion üzerine videolar seyrederken Tiago Forte ile yapılan bir webinar’i izledim. İşte aydınlama da o anda oldu.

Metodolojisi çok kolaydı: P.A.R.A. yani “Project – Projeler”, “Area-Alanlar”, “Resources -Kaynaklar” ve “Archive – Arşiv”.

  • P : Projeler, Hayattaki sorumlu olduğumuz alanlarda, başlama ve bitirme zamanı ve ölçülebilir çıktıları olan terminli işler
  • A : Alanlar, Stephan Covey’ in 2. alışkanlığında bizlerin hayatta rolleri ve ilgi alanları: Kendime, aileme (baba-anne, eş, çocuk, kardeş), iş yerime (üst, ast , müşteri , tedarikçi) , topluma (ülkem, arkadaşlarım, dernek, vakıf, cemaat) karşı sorumluluklarım, rollerim ve etki-ilgi alanlarım
  • R : Kaynaklar, Adından da anlaşılacağı üzere hayattaki rollerime dair bir çok farklı kaynaktan bilgiler, bir nevi kişisel wikipedia’m.
  • A : Arşiv ise geçmişte yaptığım ve tamamlanmış projeler.

Yeni bir araç öğrenmek için seyretmeye başladığım webinar, bir anda bana daha önce kullanmakta olduğum birçok temel araçlarla daha verimli bir sistemi tarif ediyordu. Kaynaklar her yerdeydi; bazen bir web sitesi, bazen bir ekran görüntüsü, ya da sesli not. Bunları Google Docs’da ya da Evernote da tutabilirdiniz. Aklınızda tutmanıza gerek yoktu.

Basit gibi anlattığım bu yöntem aslında göründüğü kadar basit değil; geriye dönüp tekrardan “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı Kitabı’nın ilk 3 bölümünü okumamı gerektirdi.
Sonra yıllar önce hazırladığım “Kişisel Misyon Bildirge”mi tekrar önüme alıp hayattaki rol ve etki alanlarımı gözden geçirmeye başladım. Daha hiç bir proje eklemedim listeme.
Ama kaynaklarımı “Notion”, “Onedrive” ve “Evernote”da düzenliyorum.
Bazı hobi ve ilgi alanları ile vedalaşıyorum. Bunu Kişisel Misyon Bildirgem ile koordine yapıyorum.

Bu temizlikte 5S kuralı kullanıyorum. Yıllardır hiç bakmadığım ya da açılmamış  bir sürü elektronik dökümanı tüm kopyaları ile sildim. Bunca sene ihtiyaç duymadığıma göre bundan sonra da ihtiyaç duymam. İnternette basit bir arama ile bulabileceğim ama arşivimde olan tüm kaynakları da aynı şekilde silmeye başladım.

Uygulamaya çalıştığım yöntemi tek bir cümlede anlatmak istesem nasıl olurdu diye düşündüm ve ortaya bu çıktı:

Rol ve sorumluluklarım için gerçekten önemli işlere öncelik veriyorum; bunun için, karşılaştığım “acil olsun yada olmasın önemli olmayan”  her iş için “doğru kişi ben miyim?” süzgeçinden geçirerek “delege etme” opsiyonu ya da “hayır” cevabını kullanıyorum. Tüm topladığım bilgileri ise beynimde tutmak yerine araçlar yardımı ile yarattığım “İkinci Beynim” de saklıyorum.

***

Yazdıklarımın faydası oldu mu ya da olacak mı bilmiyorum, belki de bazılarınız zaten benzer yöntemleri farklı isimlerle ya da isimsiz uyguluyorsunuz ama eğer bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana.

Benim daha alacak çok yolum var bu konuda ve aralarda sizleri de haberdar edeceğim nasıl gittiğine dair.

***

Ne kadar sürç-ü lisan ettikse af fola, haftaya görüşmek üzere, Eyvallah…

 

6 Comments
  • Sami Duman
    Posted at 22:18h, 03 Ocak Cevapla

    Tüm yazılarını okuyorum.. Çokca bilgiye boğmadan ve akıcı yazım diline ve mütevaziliğine hayranım… Bu son yazının ve aldığın yeni kararların etkisini merakla takip ediyor olacağım.. Selamlar ve başarılar.. .

    • anilsakrak
      Posted at 23:10h, 04 Ocak Cevapla

      Teşekkürler

  • Eric Elli
    Posted at 08:50h, 04 Ocak Cevapla

    Çok güzel bir yazı olmuş yine Anıl. Sabırsızlıkla gelecek haftayı bekliyorum. Merak ettiğim bir nokta var bu arada, kitap koleksiyonu da gereksizler arasında gitti mi?

    • anilsakrak
      Posted at 23:09h, 04 Ocak Cevapla

      Kitap koleksiyonu yerinde 🖖
      Onu silmedim, paylaşmak güzeldir.

  • Dilek
    Posted at 15:58h, 05 Ocak Cevapla

    Aynı şeyleri benzer zamanlarda düşünmüşüz… ben de buna arınma diyorum… gereksiz yüklerden hep lazım olabilir düşüncesi ile biriktirdiklerimden bir kısmını bırakabilmeliyim ki yeni deneyimlere yer açılsın….

  • Yasin Musafir
    Posted at 13:56h, 25 Ocak Cevapla

    Hangimiz Hiro Nakamura’yız ki:)
    Bu yazının daha da geliştirdiğin halini çok yakında yazacağına eminim. Zira zaman kısa süre de çok şey öğretebiliyor da insana. Sen de yıl sonunda aldığın kararları uygulamaya başladıktan sonra eminim bambaşka perspektiflerden bakmaya başlamışındır her işe veya her yaşanışa.
    Ama karar ver tutamıyorum zamanı:)

Post A Comment