Büyüyünce Serdar Kuzuloğlu Olacağım - Anıl Şakrak
16521
post-template-default,single,single-post,postid-16521,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-9.1.3,wpb-js-composer js-comp-ver-4.11.2.1,vc_responsive

08 Ağu Büyüyünce Serdar Kuzuloğlu Olacağım

İnsan üç kere doğarmış:
İlki annesinden, 18 yaşında tercihlerinden ve 40’ında hatalarından.

Yıllar önce sosyal medyada bir paylaşımda görmüştüm bu aforizmayı. Yıllandıkça daha da iyi anlar oldum. Ağustos ayında, 18 yaşında olanlar üniversite tercihlerini yapma telaşındalar ve tabi ki de aileleri. Tercih yapanlar ikinci doğumlarını yaşadıklarından ve tercih yapanlara akıl verenlerin de üçüncü doğumlarını yaşadıklarından haberdar olduğunu umuyorum.

Aklımdan bunlar geçerken 28 yıl geriye gidip o günleri hatırladım;

1990’da liseye başladığımda gelecekte ne olacağıma dair hiçbir fikrimde yoktu. Sadece fen dersleri diğer derslere göre bana kolay geliyordu, onun farkındaydım. Bütün kıllıklarına rağmen Monsieur Rein ile de iyi geçiniyordum, bana sıcak davranıyordu. Monsieur Rein’ı tanımayanlar için  bir öğretmenin öğrencisine sıcak davranmasında ne var diyeceksiniz biliyorum. Tanısanız demezdiniz.

1990 kışında yarı yıl tatilinde Ankara’ya gidip Odtü kampüsünü gezdim ve o gün “ben burada okuyacağım” diye kararımı vermiştim. Aynı yılın yazı, çok sevdiğim bir abimin Odtü Fizik’den arkadaşları gelmişti, onlarla tanıştım ve bölüme de karar vermiş oldum. Büyünce Fizikçi olacaktım. Bu kararımda onlar kadar Erdal İnönü’nün de etkisi oldu. Direk bir etkiden bahsetmiyorum, tavrı, keskin zekası ve ince mizah anlayışı beni etkiliyordu. Daha lisenin başında okul ve bölüm konusunda kararımı vermiştim. Ya da verdiğimi sanıyordum.

Lise sona kadar bu kararlılığım devam etti. Ailem bu kararlılığım karşısında beni desteklediler. Üniversite sınavında girdiğimiz zamanlarda, tercihler sınava girmeden önce yapılırdı. Rehberlik diye bir hizmet varsa da bundan haberim yoktu. Dershane de aldığımız sınav ortalamalarına ve geçen seneki puanlara göre tercihlerimizi yapardık.

Benim işim kolaydı diye düşünüyordum hem bölüm hem de okul belliydi. Kubilay dershanesindeki Kimya hocam Ahmet Fahri “fizik okuyup ne yapacaksın, dershane hocası mı olacaksın? Yaz bir mühendislik, bileğimde bir altın bilezik olsun” dedi. Ahmet Fahri hocam Odtü Kimya bölümündendi. Liseye başlarken nerede ve ne okuyacağıma karar vermiş ben, onun etkisiyle Odtü’den 3 mühendislik tercihi yaptım: Bilgisayar, Elektrik-Elektronik ve Makina.

İlk sene kazanamadım. Kazanamadığım için hiç pişman olmadım. İkinci sene aynı tercihlerle Odtü Makina Mühendisliği bölümünü kazandım. Ailemde ve çevremde Makina Mühendisi olmadığından açıkçası makina mühendisi ne yapar bilmiyordum. Kazandığımı tebrik edenlerin “sen mezun olunca ne olacaksın?” sorularına “makinist olacağım hatta doktora yapınca da Baş Makinist olacağım” diyordum.

Kaydımı yaptırdım ve Ankara günleri başladı. Benim zamanımda mühendislik eğitimi her şey hakkında biraz bilgi öğretiyordu. Daha o zamanlar mekatronik gibi disiplinler arası konularda moda olmamıştı. Ben de ortama uydum ve her şey hakkında bir şeyler öğrendim. Isı konularına yatkın olarak mezun oldum ama her çiçekten biraz bal aldım.

Mezun olduğumda ne yapacağımı bilmiyordum. Tıpkı Hakan Tetik ustamın kitabında dediği gibi önüme gelen en janjanlı trene binmeye çalışıyordum. Öyle de oldu. Isıcı olan ben mezuniyetten 3 ay sonra Tofaş Arge’de süspansiyon tasarımı bölümünde çalışmaya başladım. Hayat çok sürprizlerle doluydu.

Daha sonrasını başka yazılarımda paylaşmıştım sizlerle. 18 yaşımda yaptığım seçimim, ikinci doğumumla mühendis kafası ile devam ettim hayatıma. Sonra sayısını bilmediğim birçok seçim ve yanlışla da 40 yaşlara geldim. Pişman olduklarım var yaşadıklarımda, çoğuyla barıştım ama ah keşkelerim de yok değil. İşte bu hatalarımda  benim üçüncü Doğumum.

Süratın ve belirsizliklerin çağı bu yaşadığımız. Çok klişe olacak ama gerçekten de geleceğin mesleklerinin birçoğunu daha bilmiyoruz. Teknoloji ile haşır neşir olduğunu iddia eden ve sürekli öğrenmeye çalışan biri olduğumu düşünmeme rağmen, bu sürat ve belirsizlikler aklımı başımdan alıyor. Günümüzde birkaç meslek dışında, bir alanda çalışmak için o alandan bir lisans diplomasına bile ihtiyaç olmadığı durumlar artık hiçbirimizi şaşırtmıyor.

Merak sahibi ve disiplinli olan herkes kendini istediği alanda yetiştirebileceği bir dünya da yaşıyoruz. Lisans diploması sahibi olmamayı öğütlemiyorum ama bir lisans diplomasının hangi üniversiteden mezun olursanız olun, sizi bir meslek sahibi yapamayacağına inandığımı söylüyorum.

Seçimler yaparken ve hatalar yaptığımı hissettiğim anlarda topraklanmak için Youtube’dan 3 videoyu birbiri ardına seyrederim; Steve Jobs, Denzel Washington ve Serdar Kuzuloğlu’nun üniversite mezuniyetlerinde yaptıkları konuşmalar.

Geçmişe geri dönme gibi bir şansım yok ama gelecek için bir şeyler yapabileceksem ancak bugün yapabilirim.

 

Her gardımın düştüğünü hissettiğimde bu 47 dakika 4 saniyelik ritüel beni topraklar ve yeniden başlatır.

***

Gelelim yazının başlığının hikayesine:

Evet büyüdüğüm zaman Serdar Kuzuloğlu olmak istiyorum. Düşünsenize kitap okuyor, araştırıyorsunuz; bunları içselleştiriyor ve insanlarla farklı mecralardan paylaşıyorsunuz ve bunun için size para veriyorlar. Hangi insan nasıl büyüyünce böyle çalışmak istemez.

Oysa neler çektiğini, nelerden fedakârlık ettiğini bilmeden, oraya nasıl geldiğini umursamadan hemen onun gibi olmak istemek çok kolay. İş hayatında da buna hep rastlarız, herkes kendi işinin zor, diğerlerinin işinin çok kolay olduğunu düşünür ve onun yerinde olmak ister.

Ben kolay olanı seçmiyorum, zaten kolay olsa beni seçmiyor ve büyüyünce öyle olmak istiyorum.

Tabi büyürsem!.

Bunun için merak etmeye ve araştırmaya devam ediyorum. Bu yüzden tercih yapanlara ve tercih yapanlara akıl verenlere verebileceğim tek akıl:

Ne okuduğunuz değil, ne okumaya devam ettiğiniz önemli.

***

Son söz;

Ömür boyu çırak kalmaya, talebeliğe-bilgiyi talep etmeye devam edebilmeye ve bir gün, büyüdüğümde arabamın arka camına “Tek Rakibim Serdar Kuzuloğlu” yazabilmeye…

***

Ne kadar sürç’ü lisan ettikse affola, bir sonraki yazıda görüşmek üzere
Eyvallah…

 

 

1Comment
  • Hüseyin Gönülkırmaz
    Posted at 17:17h, 18 Ağustos Cevapla

    Şimdi 20 yaşında olan oğluma da okuması için link atıcam.
    Keyifle okudum, Paylaşımınız için teşekkürler.

Post A Comment